Hayata asırlık çerçevelerden bakmak

Dedesinin 1945 yılında başladığı gözlükçülük mesleğinin dördüncü kuşağını temsil eden ve yarım asırlık çeşitli dönemlerin modası gözlükleri hikayeleriyle Karaköy’deki dükkanında insanlara aktaran Tolga Doğan, bize hem nostalji yaşatıyor, hem de mesleğine dair sahip olduğu tecrübeleri anlatıyor.

Karaköy’de dükkânı bulunan 24 yaşındaki Tolga Doğan, gözlükçülüğün ailesinde süregelen bir meslek olduğunu ve ailesinin dört kuşaktır bu işi yaptığını söyledi. Uluslararası Ticaret ve Finans İşletmeciliği bölümünden mezun olan Doğan, 10 yıldır gözlük koleksiyonu yapıyor. Tolga Doğan, 1945 yılında Mersin’de çobanlık yaparken, iş için İstanbul’a gelen dedesinin Beyoğlu’nda Ermeni bir gözlükçü ile tanışmasının ardından ailesinin gözlükçülük hikâyesinin başladığını belirtti. Büyük dedesinin atölyesinde görevi devralan dedesinin açtığı fabrikanın iflas etmesi, babasının da kalan gözlükleri perakende satmaya başlamasıyla hobi amaçlı başladığı gözlükçülüğü zamanla mesleğe dönüştürdü. Nostaljinin içinde olmanın, aynı zamanda bazı anılara sahip çıkmak olduğunu söyleyen Doğan, “Bir nesneyi satın aldığınız ve koleksiyonunuza kattığınız zaman, sadece o nesneyi değil aynı zamanda onun anılarını, sahip olduğu hikâyeleri, kısacası maneviyatını almış oluyorsunuz. Eski ürünleri bulup, toplayıp, vakit harcayıp yeniden satışa uygun bir hale getirmek bazı şeylere değer verme, önemseme gibi duygularınızı alevlendiriyor. Bir şeylerden insanın kolayca vazgeçmemesi gerektiğini öğreniyorsunuz.” şeklinde konuştu.

Kaynak : Tolga Doğan
“Gerekirse köy köy, şehir şehir hatta ülke ülke gezerek ürünleri temin ediyoruz”

Günümüz gözlük modellerinin birbirine çok benzediğini ve bu modelleri satmaktan bir süre sonra çok sıkıldığını dile getiren genç koleksiyoncu bir süre sonra farklı modelleri araştırmaya başladığını söyledi. Tolga Doğan sözlerine şöyle devam etti: “Tasarımları farklı modelleri araştırmaya başlayınca geçmiş dönemlerde tasarlanan modeller ile tanıştım. Ne kadar eskiye gidersem o kadar farklı modeller ile karşılaştım. Eski modellere sahip oldukça yaptığım işten zevk almaya, heyecan duymaya başladım. Çünkü bu modeller nostalji barındırıyordu ve çevremde yalnız ben de buluyordu.” İşin en zor kısmının, antika gözlükleri bulmak ve elde etmek olduğunu belirten Doğan:” Antika gözlükleri bulmak aslında çok zor ama uzun yıllardır bu sektörün içinde bulunduğumuz için dedem ve babamın senelerdir bu işi yapmasının sonucu olarak Dünya’nın birçok yerinde bağlantılarımız var. Haber ağımız geniş bu sayede koleksiyonumuza yeni parçalar ekliyoruz. Ürünleri kimi zaman fabrika depolarından, kimi zaman gözlükçü ailelerden elde ediyoruz. Gerekirse köy köy, şehir şehir hatta ülke ülke gezerek ürünleri temin ediyoruz. ”diye konuştu.

1960’lı yıllarda seri olarak Türkiye’de üretilen ilk otomobil markası olan Anadol’un 1955 yılında 500 adet gözlük ürettiğini dile getiren Doğan:” Anadol, 1940’lı yıllarda, ülkemizin zor geçen yokluk dönemlerinde, milli imkanlarla üretilen bir gözlük markası. Elimizde 1955 yapımı Anadol serimiz var. Antikalarımızın en önemli parçaları da bizim için Milli değerlere sahip olan “Anadol” markalı bu ürünlerdir. Türkiye’de sadece 500 adet üretilmiş olan bu gözlüklerden ikisi bizim elimizde. Bunları satmıyoruz, satmayı düşünmüyoruz, herhangi bir paha biçemiyoruz. Çünkü 40’lı yıllarda tamamen milli imkânlarla üretilmiş ürünlerdir. Parasal açıdan çok büyük bir değere sahip değillerdir, fakat manevi olarak çok değerliler. Ülkesini, Vatanını seven herkes için de değerli olması gerektiğini düşünüyorum. ”şeklinde konuştu.

“Gözlük için lama satın aldık”

Turistik bir gezi için Peru’ya gittiğini ve burada beğendiği bir gözlüğü alabilmek için ilginç bir olay yaşadığından bahseden Doğan: “Peru’ya gitmiştik turistlik amaçlı olarak bizi de lama çiftliğine götürdüler. Ben de gezi esnasında oranın sahibinin gözündeki gözlüğünü çok beğendim. Kendisine ‘Bu gözlüğü bana satar mısınız?’ dedim. O da veremeyeceğini söyledi. Biraz sohbet ettikten sonra, ‘Çiftliğimizden bir lama alırsanız, ben de size bu gözlüğü hediye ederim.’ dedi. Sanırım kendi kültürünü bize sevdirmeye çalıştı. Biz de lamayı satın aldık, haliyle gözlüğü de. Biz çiftlikten kucağımızda yavru bir lamayla çıktık, gözlük alacağız diye kucağımızda bir lamayla kaldık. Az ileride çocuklardan birine hediye ettik. Bu çok güzel bir anı oldu diye konuşan genç koleksiyoncu sözlerine şöyle son verdi, ”İnsanlar ellerindeki ürünün kıymetini genelde bilmiyor ve değerinin çok altında bir fiyata elden çıkarıyor. Vintage gibi markaları eski veya defolu zannediyorlar. Biz de bu ürünleri yani antikayı, insanlara anlatmaya ve değerlerinin farkına varmalarını sağlamaya çalışıyoruz.” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir