“Müziğin içinde büyüyen şanslı bir çocuktum”

8 Haziran 1995 yılında müzisyen bir ailenin içinde dünyaya geldi. Mimari Restorasyon Bölümü’nden mezun olsa da, mimarlık eğitimi için yurt dışına gitse de içindeki müzik aşkı asla bitmedi. Belki müzik eğitimi almadı ama yeteneğiyle ve sesiyle bizi etkileyen genç Müzisyen Ezgi Güvercin sorularımızı yanıtladı.

“Babam çalar, ben söylerim”

Bize kendinizi ve ailenizi tanıtır mısınız?

8 Haziran 1995 tarihinde İstanbul’un Kartal ilçesinde doğdum. İki kardeşiz, abim var kendisi benden 6 yaş büyük. Annem ev hanımı, babam güvenlik aynı zamanda marangoz ve müzisyen, abim ise grafik tasarımcı.

Bize eğitim sürecinizden bahseder misiniz?

İstanbul Ataşehir’de bulunan T.E.B. Ataşehir Lisesinde okudum. 2013 yılında mezun olduktan sonra üniversiteyi kazanamadım. 2015 yılında Kocaeli Üniversitesi Yüksekokulu’nda Peyzaj ve Süs Bitkileri Bölümü’nü kazandım. Fakat okula ilk yarım dönem gittim. Bölümü sevmediğim için bölümü değiştirdim. Okulun 1.sınıf 2.yarıyılında T.C. İstanbul Şişli Meslek Yüksekokulu’na Mimari Restorasyon Bölümüne geçiş yaptım. 2017 yılında mezun oldum. Aynı yıl Polonya’nın Poznan şehrinde bulunan Poznan Teknoloji Üniversitesi Mimarlık Bölümü’ne başvurdum. Kabul aldım. Mezun olduktan hemen sonra dil okulu için Polonya Varşova’ya gittim. Varşova Teknoloji Üniversitesi’nde İngilizce kursuna gittim. 2018 de ise Poznan Teknoloji Üniversitesi’nde Mimarlık Bölümü’ne başladım. Fakat bazı sebeplerden dolayı eve dönmem gerekti ve 2019 yılında okulu bıraktım.

Müziğe merakınız nasıl başladı? Müziğe karşı duyduğunuz bu ilgiye ailenizin ve çevrinizin tepkisi ne oldu?

Müziğin içinde büyüyen şanslı bir çocuktum. Çünkü babam ve ailesi müzisyenler. Kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum derler ya, işte tam da o durum. Gerçekten kendimi bildim bileli babam çalar, ben söylerim. Etrafımdan hep olumlu tepkiler aldım. Hem ailem olsun hem çevrem olsun, her zaman destek oldular.

Kaynak ; Ezgi Güvercin
“Çok sabırsızdım ama pes etmedim”

İlk çalmaya başladığınız enstrüman nedir? Öğrenirken nasıl hissettiniz? Kaç enstüman çalmayı biliyorsunuz?

İlk keman çalmaya başladım 15 yaşındaydım. Öğrenirken ilk aylar çok sabırsız ve stresliydim. Çünkü keman zor bir enstrüman ve gerçekten her enstrümanda olduğu gibi tabii ki inanılmaz egzersiz gerekiyordu. Çabuk öğrenip çalma isteğim vardı o zaman. Yaştan kaynaklı olsa gerek. Yine de o kadar sabırsız ve stresli olmama rağmen hiç pes etmedim ve büyük bir aşkla öğrendim. Kemanı uzun zamandır elime almıyorum aslında, onun yanı sıra gitar ve ukulele çalıyorum. Biraz da piyano çalabiliyorum.

Şarkı söylemenin dışında şarkı da yazıyorsunuz. Şarkı yazarken nelere dikkat ediyorsunuz?

Şarkı yazarken dikkat ettiğim tek şey hissettiğim ve içimden geçenleri ortaya çıkarmak oluyor. Çünkü ben bunun üzerine bir eğitim almadım ve dolayısıyla oturup şarkı nasıl yazılırdan daha çok hissettiklerimi doğru bir şekilde aktarmaya çalışıyorum. İlham aldığım kişiler ve sanatçılar çok yok açıkçası. Beğendiklerim elbette var ama ilham benim için çok daha başka bir şey. Herkesin içinde kendine ait olan bir şey gibi. Ama yine de bir isim söylemem gerekse, Leonard Cohen ve ondan esinlenen diğer sanatçıların beni farklı bir şekilde etkilediğini söyleyebilirim. Kitaplardan ise felsefi ve kişisel gelişim kitaplarını çok seviyorum. Farklı bir perspektiften bakmamızı sağlayan, ufuk açan tarzlar çünkü. Bana kesinlikle çok şey kattıklarını düşünüyorum. Her okuduğum felsefe ya da içsel dengeyle ilgili bir noktada bambaşka bir şey öğreniyorum. Bunlar gerçekten benim için büyük ilham kaynağı. Çünkü her okuduğumda neyi nasıl anlatmak istediğimi daha net bir şekilde yazıya dökebiliyorum.

İlk şarkınızı kaydettiğinizde nasıl hissettiniz? Tepkiler nasıldı?

İlk şarkımı kaydettiğimde çok şanslıydım çünkü çok değer verdiğim Barış Yerli aranjesini düzenlerken hangi duyguyu nerede, nasıl vermem gerektiğini anladı. Dolayısıyla ortaya içimize sinen bir proje çıktı. Tepkiler çok tatlıydı. Hem beni tanıyan insanların taktirleri, hem de hiç tanımayan insanların yorumları ve beğenileri bir hayli benim için çok özel.

Kaynak ; Ezgi Güvercin
“İlk sahnem de her şeyden habersizdim”

Çeşitli mekanlarda sahne aldınız. İlk sahneniz de kendinizi nasıl hissettiniz? Heyecandan şarkıyı unuttuğunuz oldu mu?

Bugüne kadar çıktığım hiçbir sahnede şarkı sözünü unutmadım. Heyecandan şarkı unuttuğum olmadı ama bazı yerlerini karıştırdığım oldu. Onu da karşımdaki seyirci anlamadan toparlamıştım. Benim ilk olarak 2008 yılında Antalya’da Side Magic Life Oteli’nde sahne aldım. Müzik yarışması varmış ve kuzenim benim adımı yazdırmıştı ben habersizdim. Sonra beni birden içeri götürdü ve içeriden sahneye çıkardılar. İnanılmaz heyecanlıydım ve dizlerim titriyordu. O anı dün gibi hatırlarım çok kıymetlidir benim için. Seyirciler ben sahneye çıktığımda heyecanımı anladı ve büyük bir alkışla motive ettiler, gitar çalıp “Zombie” adlı şarkıyı söylemiştim. Şarkı bittikten sonra ayakta alkışladılar. Ve büyük bir amfi salonundan bahsediyorum 200 kişiye yakın seyirci vardı. Çok duygulanmıştım. Sahne bittikten sonra bir sürü kişi yanıma gelip beni tebrik edip sohbet etmişti. Gerçekten çok güzeldi.

Sahnedeyken unutamadığınız bir anınız var mı? Bir de X Factor yarışmasına katılmıştınız o yarışma sizin için nasıl geçti?

Benim her sahnemde unutamadığım bir anım var. Çünkü hepsi benim için birbirinden özel ve kıymetli. Her sahnem deli dolu geçti. Sahnemi seyreden seyirciler benim pozitif ve güler yüzlü olmamdan kaynaklı çok keyif aldıklarını söylerler. Bu çok kıymetlidir benim için. X Factor yarışması ise benim için çok üzücüydü. Prodüksiyon olsun, kurgu olsun. Her anlamda inanılmaz hayal kırıklığına uğradığım bir yarışmaydı. Sabah 04:00’te yola çıkmıştık. Dedem 1 hafta öncesinde vefat etmişti ve ben yarışmaya çıkmak istemediğimi söylemiştim durumu izah etmiştim. Fakat sözleşme imzaladığım için 30.000 TL ödemem gerekiyordu. Ben de parayı ödemek yerine yarışmaya gittim. Sabah saat 5-6 arası buz gibi havada röportaj yapıldı. Ben cenazeden geldiğim için çok konuşmak istemediğimi belirttim. Dedemle ilgili anılarımı anlatıp benden ağlamamı istediler. Bunun üzerine tartışma çıktı aramızda. Çünkü benim için büyük bir saygısızlık bunu şov olarak kullanmak istemeleri. Sonrasında beni içeri aldılar, sahneye çıkarken bu prova sesinizi açacaksınız dediler. Saat 6-7 arasıydı sahneye çıktım. Onların seçmiş olduğu Atiye’nin “Ya Habibi” parçasını söylemek durumunda kaldım. Çünkü ben “Sıla – Oluruna Bırak” parçasını söylemek istemiştim, telif alamadıklarını söylediler. İşin garip yanı başka yarışmacı Sıla söyledi… Sabahın en erken saatlerinde prova sanarak sahneye çıktım saat. Şarkıyı söylerken şunları düşünüyorum, eğer bu bir provaysa jüriler neden burada? Prova olmadığını ve çekim olduğunu şarkı bitip, jüriler yorum yapınca anlamıştım. X-Factor gerçekten büyük bir hayal kırıklığıydı.

Kaynak ; Ezgi Güvercin
“Hızlı tüketim emeğin karşılığını sağlamıyor”

Müzik sektörü her geçen gün değişiyor. İnsanların hızlı tüketiminden dolayı albümden singlelara geçiş olduğu bir dönemdeyiz. Eskiden albümler çok popülerken artık sanatçılar single parçalara yöneliyor. Hızlı tüketimden dolayı bazı sanatçılar albüm çıkarmayı düşünmüyorlar. Albüm çıkartan sanatçıların bazıları albümlerini part part yayınlıyorlar. Örneğin 10 şarkılık bir albüm yaptıysa önce 5 şarkısını daha sonra ilerleyen zamanlarda diğer 5 şarkısını piyasaya sürdüğünü görüyoruz. Sizin de single parçalarınız var. Single olarak devam etmeyi mi düşünüyorsunuz yoksa bir albüm planınız var mı? Sizin bu konuya bakış açınız nasıl?

Evet maalesef böyle bir dönemdeyiz. Çünkü albüm çok uzun ve gerçekten çok zorlu bir süreç. Her şeyin bu kadar hızlı tükendiği ve emeğin karşısında değer verilmediğini düşündüğüm bu dönemde sanatçıların part şeklinde yayınlamalarını mantıklı buluyorum. Yine de her şeye rağmen albüm çalışmaları devam etmeli diye düşünüyorum. Çünkü tüketicilerden daha çok sanatçının gelişimi için büyük önemi var. Elbette benim de albüm planım ve çalışmalarım var. Umarım kalbimden geçtiği gibi ortaya çıkarabilirim.

Son zamanlarda Rap müzik bir yükselişte. Sizin Rap müziğe bakış açınız nasıl? Başarılı buluyor musunuz? Bu yükselişin devam edeceğini düşünüyor musunuz?

Rap müziği hakkıyla yapan insanlara büyük bir saygım var. Gerçekten başarılı olan isimler var. Benim de arada dinlediğim sevdiğim şarkılar var. Bence her tarzın bir yükseliş zamanı var. Rap her zaman yükselişte değildi. Değişeceğini düşünüyorum.

Kaynak ; Ezgi Güvercin

“Önce kalbinizi dinleyin”

Karantina günlerinde Instagram adresinizden canlı yayınla müzik şöleni veriyorsunuz. Bu size nasıl hissettiriyor? Sahne özleminizi dindirebiliyor mu?

Bu bana çok iyi geliyor. Gerçekten hazırlanıp kameranın başına geçiyorum. Hem bana hem de seyredenlere iyi geliyor. Aldığım yorum ve geri dönüşlere dayanarak bunu söyleyebiliyorum. Sahne çok daha başka bir şey. Kesinlikle onun yerini tuttuğunu söyleyemem. Ama konumuz sağlık ve böyle bir durumda memnuniyetsizlik yapıp şikayet edemem. Buna şükür diyorum.

Müzikle ilgilenen ya da ilgilenmek isteyen insanlara tavsiyeniz nedir? 

Önce kalplerini sonra her gelen eleştiriyi dinlemelerini öneririm. Ayrıca sürekli öğrenmeye açık olmaları gerektiğini söyleyebilirim.

Son olarak karantina sürecinde insanlara ne söylemek istersiniz?

İşe gitmek durumunda olanların dışında ve dışarı çıkmaya zorunluluğu olmayan herkesin evde kalmasını öneriyorum. Böyle bir durumda sıkıldım demek gerçekten zorunlu çalışanlara karşı büyük bir saygısızlık gibi geliyor bana. Kitap okunabilir, puzzle yapılabilir, yeni yemek tarifleri uygulanabilir, egzersiz yapılabilir, yeni filmler, diziler seyredilebilir. Açıkçası evde yapılacak çok fazla şey var. Yeter ki inançlı ve sabırlı olalım. #EvdeKal

Ezgi Güvercin Youtube Kanalı'na gitmek için tıklayınız.
Ezgi Güvercin Spotify sayfasına gitmek için tıklayınız.
Kaynak ; Ezgi Güvercin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir